Bütün bu olup bitenler ve bu olup bitenler üzerindeki tartışmalar bize geleceğin toplumunun ipuçlarını veriyor mu; bence bütün bu olup bitenler geleceğin toplumunun ipuçlarını veriyorama bu konuda yapılan tartışmalardan hâlâ umut yok. Ben bu konuda tartışmaktan ziyadeyeni olanın ortaya çıkartılmasının önemli olduğunu düşüyorum.

Batı’da yeni olanın ne olacağı akademik çevrelerde uzunca bir zamandır tartışılıp yazılıyorama burada da yeni kavramları ortaya çıkartacak teorik bir bütünlüğün olduğu söylenemez. Negri ve Hardt, Giovanni Arrighi, A. Gunder Frank ve  Manuel Castells gibi yazarlar bütün bu süreçte 21. yüzyıla gelirken ve yüzyıl başında çok ciddi tezler ortaya attılar ve tartıştılar. Bu yazarların çoğu kitabı-hatta en önemlileri- Türkçe’ye çevrildi. Hayli iyi olan bu çevirilere gerekli ilginin olduğunu da söyleyemeyiz. Türkiye’de ‘sol’ diye bilinen ve özünde milliyetçi-sığ tepkisel bir duruştan başka bir şey olmayan çevreler, 21. yüzyıla giriş niteliğindeki bu eserlere doğru dürüst dönüp bakmadılar bile.

Bugün kapitalizmi ve sonrasını tartışmadan, sonranın ne olacağı konusunda bir bakış açınız olmadan hayatta hiçbir işe yaramazsınız. Hele gazetecilik, öğretmenlik gibi bilgi aktarımını merkeze koyan işlerin ve mesleklerin yanından bile geçemezsiniz. Hatta teknik meslekleri bile yapmakta zorlanırsınız. Ancak daha da ötesi vicdanınızın da köreldiğini hissedersiniz.

Mehmet Altan ‘Küresel Vicdan’ kitabında kapitalizmin ‘ahlakının’ temellerini anlatıyor vebunun eleştirisinden yola çıkarak yeni bir vicdan tanımı yapıyor. Bu tanımlamanın bireyi merkeze alan ama bireysel değil toplumsal-küresel bir kurgu iddiası taşıdığını söyleyebiliriz.

Şöyle deniyor kitapta: ‘Gerçekten yeni bu yeni çağın en büyük sorunu, yer yüzünü eşit vegelişmiş bir köy haline getirme mecburiyeti karşısında çektiği sıkıntılardır. Değişen çağın  temel problemi budur. (...) Küreselleşme karşıtı hareketlerin dinamiğin de, bir yandan ‘gelene’ karşı olan kuşku, diğer yandan ‘gelen karşısında tutunamamak var.’

Bugün tam da bu nedenden dolayı küreselleşme karşıtı hareketler, saman alevi olmanın ötesine geçemiyor. M. Desai, son kitabı Marx’ın intikamı’nda bu gerçeği anlatır.

Sonuçta Altan, sadece insana endeksli bir küresel vicdan ve buradan hareket eden bir toplumsal eşitlik öneriyor. Bu, bir bakıma sınıfsız bir toplumun ilk ama en önemli adımı.

Bu kavrama sahip olmayan bir dünyadoğal felaketlerde bile sınıfsal ayrımların yaşanacağı zenginlerin yalnız daha zengin olarak değil daha güvenli yaşama hakkına sahip olacağıinsanlık dışı bir gezegen olmaya devam edecek. Ama bu gibi kavramları içselleştirmemiz veburadan yola çıkan bir kurumsallaşmayı oluşturmamız için kapitalizm sonrasını tahayyül etmemiz gerekiyor. 

 

‘Resmi’ olanın dışındaki dünya uçsuz bucaksız

Kapitalizmin sonrasında insanlığı nasıl bir dünyanın beklediği sorusu elbette yeni değil. Resmi Türkiye’nin görmezden geldiği Said-Nursi, kapitalizm sonrasını serbestiyet ve malikiyet devri olaraktanımlamıştır mesela. Burada serbestiyet, insanın özgür bir toplumun özgür bir bireyi olmasından hareket eder. Malikiyet ise insanın emeğine, hakkına sahip çıkması, bilmesi ve onu edinebilmesidir. Bu, yalnız tekelleşmeyen bir malikiyettir. Kapitalizmin bugünkü krizinde, tekellerin ve tekelci devlet kapitaliziminin rolünü gördüğümüz zaman, bunun ne denli önemli bir öngürü olduğunu da görmüş oluruz.

Bugün karşımızda duran ulus-devlete dayalı tekelci devletkapitalizmle özdeşleşmiş bir kıtlık ekonomisidir.  Kapitalizmin rasyonalitesine oturan bu tarihsel akıl dışılık artık insan aklının evrensel rasyonalitesine oturmuyor.

İşbirliğine dayalı, katılımcı ve kendisini yöneten bir bilgi toplumu, şimdilik, Ernst Bloch’un deyimiyle bir ‘daha-değil’. Ama bir güngeldiğinde, kapitalizmin artık burada olmayacağını varsayabiliriz.Tam burada ulus-devletin ‘temsili-demokrasisini’ aşan yeni doğrudan bir demokrasi anlayışının gerekliliği ortaya çıkıyor.Bu gereklilik bizi, küresel vatandaşlık- küresel vicdan kavramlarına da götürecek...